Dr Murat Keklikoglu Meyvedeki Fruktoz

Fruktoz Hakkındaki Acı Gerçek

Tatlı Fruktozun Ardındaki Acı Gerçek: Obezite ve Metabolik Hastalıklar

Sık kullandığımız bir deyim vardır: “Tatlı yiyelim, tatlı konuşalım” deriz, demekle de kalmayız ağzımızı tatlandırmak için sıklıkla bu bahaneyi kullanırız. Tatlı yemek pek çoğumuzun hoşuna giden bir alışkanlık olsa da bu yazımızda bazı tatlı şeyleri yemenin, özellikle yakın zamanlarda beslenmemize fazlaca giren bir şekerin, fruktozun aslında sağlığımız için pek de tatlı sonuçlar doğurmadığı üzerinde duracağız. Burada “dost acı söyler” deyimini de hatırlatalım. Bizim de görevimiz yeri geldiğinde, bazı acı gerçekleri söylemek.

Bildiğimiz şekerin ve pek çok işlenmiş şekerli gıda maddesine giden mısır şurubunun yarısı fruktoz, yarısı glukozdan ibaret. Yediğimiz şeker, sindirim kanalından geçerken, kan akımına karışmadan önce  bu iki basit şekere, glukoza ve fruktoza parçalanır.

Her canlı hücrede bulunan glukoz yaşamın vazgeçilmez bir parçasıdır. Oysa fruktoz için aynı şey söylenemez. Karaciğer vücudumuzda fruktozu metabolize edebilen yegane organ. Az miktarda fruktoz yediğimizde veya fiziksel bir aktiviteyi henüz yeni bitirdiysek fruktoz karaciğerde glikojen (glukozun depo formu) yapımında kullanılır.

Ama! Eğer fiziksel bir aktiviteyi yeni bitirmediysek ya da bir defada büyük miktarda fruktoz almışsak (bir şişe şekerli gazlı içecek veya birkaç top dondurma yediysek)  – burası çok önemli – aldığımız fruktoz karaciğerde yağa dönüşecektir. Oluşan yağın bir kısmı bu organda kalarak zaman içerisinde karaciğer yağlanmasına neden olacaktır. Bu süreç aynı zamanda, karaciğerde insülin direnci denen duruma yol açar, yani karaciğer kandaki insülini “görmemeye” başlar. İşte o zaman, vücut buna tepki olarak daha fazla insülin üretir.

İnsanlarda yapılan çalışmalarda, büyük miktarda fruktoz tüketilmesinin insülin direncine ve insülin düzeylerinin kronik olarak yükselmesine yol açtığı gösterilmiştir. Dahası bunun yanında kolesterol, trigliserit ve kan şekeri yüksekliği gelişmektedir.

İnsülin direnci metabolik sendromun temel özelliği. Metabolik sendrom tip II diyabet, obezite ve kalp hastalığına neden olduğuna inanılan bir semptomlar topluluğu. Bu bile fruktozun tek başına, niçin dünyadaki en büyük sağlık sorunlarından biri olduğunu açıklıyor aslında.

Yüksek İnsülin Düzeyi Beyinde Leptin’in Etkisini Bloke Eder

Leptin yağ hücreleri tarafından salgılanan bir hormon. Yağ hücreleri ne kadar büyürse kan akımına o kadar çok leptin salgılar. Leptin salgılanması, beyin tarafından yağ hücrelerinin bol miktarda enerjiye sahip olduğu şeklinde algılanır. Leptin salgılanmasının normal işlevi, beyine, kişinin artık doyması (yemeyi kesmesi) gerektiği ve vücuttaki enerjinin normal hızda yakılabileceği mesajını vermektir. Özetle leptin uzun dönemli enerji dengesinin düzenlenmesi için kritik öneme sahip bir hormondur.

Yağ hücrelerinin tıkabasa yağ ile dolu olması ve kan akımına bol miktarda leptin boşaltması obezitedeki ana sorunlardan biridir. Kana aşırı leptin salgılandığında beyin leptin mesajına karşı duyarsızlaşır, leptini görmezden gelir. Buna leptin direnci denir. Obez kişilerin ortak noktası olan bu durum, günümüzde obeziteyle ilgili çalışmalarının odağında yer almaktadır.

Şimdi yüksek insülin – leptin bağlantısına gelelim. Zira yüksek insülin düzeylerinin, beyinde leptinin etkisini bloke ettiğini destekleyen çalışmalar var. Eğer bu doğru ise yüksek insülin düzeylerinin leptin direncine, dolayısıyla obeziteye yol açması açıklanabilir. Başka bir deyişle, insülin direnci ve leptin direnci el ele gitmekte.

 

 

Çalışmalar kanda yükselen trigliserit düzeylerinin leptinin beyine gitmesini engelleyebildiğini de göstermiştir. Fruktoz kandaki trigliserit yüksekliğinin temel nedenlerinden biridir. Kuşkusuz beynin enerji dengesini düzenleme mekanizması, son derece karmaşık bir olay ve henüz tam anlamıyla açıklığa kavuşmuş değildir.

Hazır Gıda ve İçeceklerdeki Fruktoz Kötü, Meyvedeki Değil

Yediğimiz, içtiğimiz şekerli gıdalarda bulunan fruktozun zararlı olduğuna kuşku yok. Ne var ki meyvedeki fruktoz için aynı şeyi söyleyemeyiz. Beslenmeyle ilgili her konuda olduğu gibi fruktozun zararı da tümüyle dozaja ve sunum şekline bağlı. Egzersiz yapmayan ve Batı tarzında beslenen kişilerin, yedikleri gıdalarla bol miktarda şeker (glukoz + fruktoz) almaları metabolik sendroma ve her türlü dejeneratif hastalığa zemin hazırlayan tam bir beslenme felaketi.

Eğer “modern beslenme tarzının zararlı yönü nedir” sorusuna tek bir cevap verilmesi gerekseydi aşırı bu soruya miktarda fruktoz alımı yanıtını vermek mümkündür.

Şimdi çoğumuzun aklına şu soru gelecek…Meyveler de şeker içeriyor hem de bu şeker fruktoz. Zaten fruktoz sözcüğü, meyveden gelir, meyve şekeri demektir. Neyse ki telaşa gerek yok zira meyvedeki fruktoz, eğer meyve tüketimini abartmazsak bize zarar vermiyor.

Meyvelerde fruktoz olduğu doğru ama onun yanında bol miktarda su ile posa var. Vitamin, mineral ve antioksidan zenginliğini de ilave edelim.  Ayrıca meyvelerin enerji yoğunluğu düşüktür. Bir meyveyi yemek için onu epeyce çiğnemeniz gerekir ve meyve yemek hızlı bir tokluk hissi yaratır yani sırf meyve yiyerek aşırı fruktoz almak pratikte mümkün değil. Meyveden kaçınması gereken kişiler fruktoz intoleransı olanlar veya çok düşük karbonhidratlı diyet yapmak isteyenlerdir. Sonuç olarak, az miktarda fruktoz içermelerine rağmen meyveler sağlıklı gıdalardır. Şimdilik burada nokta koyuyoruz ama meyve konusu kapanmadı. Tabiatın bize bahşettiği gerçek gıdalar olan meyvelerin yararlarını bir başka yazıda genişçe ele alacağız.